Eyyub Kelimesinde ki Gaybi Hikmetin Aslı..4
13 Mayıs 2010 tarihinde nusreddin tarafından ilave edilmiştir. Kategori Füsus
Hz.Eyyup bahsi Vücudun gaybMüşahede edilmekten ötede, henüz belirsizına ilişkin hikmetler bahsidir. Vücut birliği Füsusta daha önce Hz. İsa, Hz. Davut, Hz.Süleyman ve Hz. Yunus bahislerinde değişik vecheleri ile işlenmişti. Şu var ki Hz. İsa ve sonraki bahislerin tamamı vücud hikmetine yakınlaşma ve vücudi marifete ilişkindir. Hz. Eyyuba ilişkin imtihan Hakkın zatına imandan, Hakkın zatına şahadete, yani gaybMüşahede edilmekten ötede, henüz belirsizdan şahadete hakkın nimetini ifade etmek içindir.
Her kim ki Hakkın gaybMüşahede edilmekten ötede, henüz belirsizından şehadetine yüzünü çevirmiştir, yahut gaybMüşahede edilmekten ötede, henüz belirsizından şehadetine, gerek isimlerde gerek de sıfatlarda alemi birlemek suretiyle bir yol bulmuştur, yani tüm suretlere hayat verenin Allah olduğunu anlamıştır, onda Hakkın kemal sıfatları hasıl olur.
Sabır da Hakkın kemal sıfatlarındandır. Hz. Eyyub Kuranda müminler için timsal olmak üzere sabırlı bir kul olarak anılmıştır . Füsusta ise Hz. Muhyiddin sabra dair bir yanlış anlamayı izale etmiştir. Yanlış olan, sabrın nefsi şikayet etmekten mutlak olarak alıkoymak şeklinde anlaşılmasıdır. Halbuki nsan için mutlak anlamda şikayetsizliğe tahammül imkansızdır. Kulun şikayetten nefsini hapsetmesi imkan dışıdır ve böyle bir güç insana verilmemiştir. O halde sabır sadece Hakktan gayrısına şikayetten nefsi hapsetmektir, buyuruyor. Zira sabır Hakkın kemal sıfatlarındandır. Kulunu noksanlıktan kemale taşıyan sıfatlardan olan sabır zannedildiği gibi nefsi şikayetten men etmek, hapsetmek değildir. Bu kulu irade sahibi kılmak demektir. Halbuki müridİrade eden,isteyen Allahtır ve kul muraddır. O halde kulun sabrı demek, başına gelen ve onu eleme sevk eden sebepler üzerinden sadece Allaha yönelmektir. Onun için evvab sabırla beraberdir. Evvab ise bütün sebeplerden Allahı görendir. Sebepler Hakkın isimleri ile vardır. HatSınır,sonta sebepler mümin ve şahid olan için Hakkın isimlerinin suretleridir. O halde başa gelenleri suretlerden, yani sebeplerden bilmek, sebeplere varlık vermek olur. İnancında kemale eren, sebeplerin varlığını görmekle beraber onların varlığının borçlu olduğu hakikati inkar edemez. HatSınır,sonta şuhudu o yönden olur. Bu hakikate şehadet, sebepleri Hakka ait kılar. O zaman kul evvab ismini alır. Evvab ise Allaha yönelen, sebeplerin varlığını Allaha ait kılan demektir. O halde kul münacatı, duası için de hakiki bir makam, hakiki bir yol bulmuş olur. Dua edenin duasında sebepleri inkarı varsa o duasında hakikatli bir yol bulamamıştır. Eğer sebepleri içermekle, zatı yönüyle Allaha yönelmiş ise, bütün sebeplerin kuvvetinin, kudretinin onun elinde olduğuna müşahadesi varsa, duasına hakiki bir merci bulmuştur. Hakk muhakkak odur. O zaman hangi hal üzere dua ederse etsin, ister şikayet, ister memnuniyet üzere olsun, duası makamına ulaşmıştır. Böylelikle o makamdan ona icabet muhakkak hasıl olur. Rahmaniyet ve rahimiyet hikmetlerinin içerdiği imtinan ve vücub rahmetleri bakımından Süleyman bahsinde İsmi azam duası vardı. İmtinan rahmeti vücub rahmeti için gerekli olan bir sıfattır. Her kim ki kalbinde imtinan rahmeti tamamlanmamıştır, Hakk ona rahimiyetiyle icabet etmemiştir. Rahmaniyet hasıl olmalıdır. Zira Rahmaniyet Hakkın bütün sıfatları ile ademi, vücudu kuşatmasıdır. O Hz. Süleymanın vasfıydı. Rahmaniyet kendinde tamam olmakla rahimiyete yol bulmuştu. Vücudun hakkına ermekle.
Sebepler mümin için Hakkın zatı mıdır, diye sorana: Hayır ama her sebepten Hakkın zatını bilmek müminlik vasfının gereğidir, deriz. Zira mümin evvabdır ve her sıfattan, yani her sebepten Hakkın zatını görür. Hiçbir suretin ona Hakkın izni olmadan hatSınır,sonta iradesi olmadan bir şey yapmada kudret sahibi olmadığını, kudretin Allaha ait olduğunu bilmiştir, şahit olmuştur. O halde mümin her sıfattan hakkın zatını bilendir. Sıfatlar ve suretler ise Onun zatının meşiyetDilemei yani dilemesidirler. O iradeyi gören Hakkın kazasını, hükmünü de anlamıştır. Hükmü anlayan, karşılaştığı olayların onda bir elem meydana getirmesini de anlamıştır. Onun elemin varlığına itirazı yoktur, elemin varlığına sabrı vardır. Ama elemin izalesi için elemin geldiği Hakka yönelir. Hakk da o yönelişle kendisinde hasıl olan elemi kuluna icabet ederek giderir. Çünkü kendisine evvab olarak yönelen kulun elemi Hakkın zatına ait kılınmıştır. Onun için Hakk kendisini elem çekmekle vasıflandırmıştır. Müminlere eza edenler Allaha eza etti, müminlere elem verenler Allaha elem verdi, Allah da onları Elim bir azapla azaplandırdı. Bunlar Kuranın ayetleridir. Nasıl oluyor ki kulun elemi Allaha ait oluyor. Çünkü mümin kul, emniyet vasfında kemale ermiştir. Her sebepten Hakkın zatını görmüştür ve üzerine gelen ve elem veren iptilaları kendi nefsinde kabul etmiştir. Nefsi ile eleme düşmüştür, ama nefsini o elemden şikayetten kesmemiş, şikayetini sadece Hakka yönlendirmiştir. O halde ona elem edenin hakikatte Allah olduğunu bilmiştir. Dolayısı ile hakikatten Allaha yönelmiştir. Kendisi Allaha yönelmekle elem Allaha ulaşmıştır. Elem Allaha ulaşmakla, Allah da kendi üzerine ulaşmış olan elemi gidermede kuluna icabet etmiştir ve onu rızaya ulaştırmıştır. Onu rızaya ulaştırmış olmakla onu marzi, yani rızaya ulaşanlardan etmiştir. Kendi de raziye olmuştur, yani kulunun halinden razı olmuştur. Bunlar Cenabı Hakk ile kulunun, kulun kalbi ile Hakkın zatının hakkın vücudunda karşılıklılığıdır, asla ayrı iki vücutta değil. İşte bu Hz. Eyyubun ismine izafe edilen gaybMüşahede edilmekten ötede, henüz belirsizi hikmetin aslıdır.
Devam edecek…




Son Görüşler