Hasan Lütfi Şuşud Efendiden…4

17 Temmuz 2010 tarihinde nusreddin tarafından ilave edilmiştir. Kategori Hacegan

Sofiye kitaplarında, Kuran müfessirlerinin tefsirlerinde, biraz seyri süluk görmüş kimselerin zihninde, dilinde  bu derecelerin ifadesi için vasati on beş yirmi tabir vardır. Muhatabının anlayışına, söyleyenin bulabildiğine göre, devrin, zamanın, mekanın icaplarına göre, taassup veya serbesti devirlerine göre fark etmekle beraber böyledir. Her bir mertebenin en aşağı sekiz on ismi, tabiri, şimdiki tabirle terimi vardır. Bunların içinden, talip mertebesinde olan bir türlü çıkamaz. SalikMakamları ilmiyle değil, haliyle geçen kimse. İlim onun aynıdır. denen hale Cenabı Hakk, resul hakikati ile kendisini yükseltirse biraz anlamaya başlar. Talip evvela muhibdir, sonra salikMakamları ilmiyle değil, haliyle geçen kimse. İlim onun aynıdır. olur.

Kemal derecesine nail olunca görür ki, bütün bu tabirlerin ifade ettikleri haller, hiç birisi mesele değilmiş. Tahkikte meseleler, müşküller hallolmaz, ancak sakıt olurlar. Görürüz ki şimdiye kadar müşkül sandığımız, mesele olarak gördüğümüz, bir türlü telif edip kalbin ihtiyacına göre ruhaniyetimizi gıdalandıramadığımız meseleler tamamen başka mahiyetKendinde içkin özelliktelermiş.

MahiyetKendinde içkin özellik değiştirmeye bizim sofiye tabirlerinde sakıt olmak denir. Bu hakikati tahkikten, hakiki seyri süluktan  almaktır. Mühim bahistir. Müşküllerimizle çok seneler kaybederiz. Mürşid değiştirmekle de işi halledemeyiz. Ta ki anlarız ki, hakiki mürşid, sesini içimizden ara sıra duyduğumuz gizli sadadır. Ahlakiyatta buna vicdan deriz. Bunun hakikati her ferdin, her idrak sahibinin idrak kudreti nisbetindedir, sineİçalemsindedir. Hakikatte meknun olan, kenzi hafi olan bütün mevcudiyetindedir. Küntü kenzen mahfiyya: Ben gizli hazineydim, kudsi hadisi var ya. Ne vakit anlarız ki, sineİçalemmizdeki o sakin, pür nezaket vicdani histen başka bizi tatmin edici bir mürşidi bulamayacağız, Hakikati Muhammediyye yardımımıza gelir. Resulullah Efendimizin Rahmetenlilalemiyn ünvanını ne için aldığını o vakit tam anlarız. Hakikati Muhammediyyenin alemlere rahmetliği, kamil insandaki hem hayali hem de zahiri alemleri  tespit edici olan insani hakikatimizdir.

ResuIullahın ismi şerifi anıldıkta, öteden beri elimizi sineİçalemmize kaldırmamız, manası unutulmuş bir edep alaYukarı, Üstmetidir. Sanki bu el gayri ihtiyari: Dışarda arama iş sendedir, der. Bütün esrar ezelZamanın başlangıcıi ve ebedZamanın sonui anlayabilen, düşünebilen, kabul edebilen şu beden dediğimiz gizli noktadadır. İlahi olsun, kevni olsun zannımızca uhrevi olsun, burası olsun, orası dediğimiz olsun, hepsini haizdir, hamildir. Bize bin türlü kahreden de, lütuflarını esirgemeyen de O’dur. Cüneydi Bağdadi huzurunda bir mecliste Ruh bahsi geçiyormuş. Cüneyd buyurmuş:  Ruhlarımız gölgelerimizdir, gölgelerimiz ruhlarımızdır. Bedenlerimiz aynı ruhlarımız, ruhlarımız aynen bedenlerimizdir. Ruh bahsinde vasat bahislerden olmasına rağmen beşer tarihinde söylenmiş en büyük sözlerden biridir bu. Teyidi Kuranı Azimüşşanda vardır: Senden ruhu sorarlar. De ki:Ruh Rabbimin emrindendir. Emir, talimat manasına değil de, tedbirKoruma, faydasına ayarlama., iş, kudret, kabiliyet demektir. Ama bu kevni tevil, kevni tefsir, kevni telakkidir, hakikati bundan çok ileridir…

Ne kadar kendilikliğimizden kurtulursak o nispette ruhtayız. Ruhumuz, kendilikliğimizden halasımız nispetidir. Ya tamamen kurtulursak? İşte Rahmet-i Rahman o vakit tecelli eder. Rahmet-i Rahmana kavuştuk deriz, değil mi? Daha ilerisi var amma hazmı güçtür, onu zevke bırakırlar. SalikMakamları ilmiyle değil, haliyle geçen kimse. İlim onun aynıdır.in zevkine bırakırlar da ehadiyet mertebesinde rüsuh bulur. Rasihun ehli ehadiyyattır. KesretÇokluk,halk içinde olma veya ayn, ehadiyetülkesreÇokluğun birliği görüşüt, ehadiyetülaynVarlığın, belirenlerin birliği görüşüda rüsuh bulan, bir daha kaybetmemek üzere bulur. Demek ki insanı hakikiye bundan başka tatmin edici bir hal, bir mertebe, bir hakikat, bir hüviyet yoktur. Saadeti sermediyyeNihayeti, sonu olmayan,sürekli, hüviyeti ebedZamanın sonuiyye tabirleri buradan gelir. Daha açıkça ifşaatta bulunanlar var büyüklerden.

Anadan doğma ama ile gözü bütün hayatınca gören insan bir değildir, dünyayı bir görmez. Anadan doğma dilsiz, sağır nazarında kainat bir başkadır vs… Bütün hislerimizi madde addederek gidersek böyle çıkar. Can ile ruhu karıştırırız. Seni canım gibi severim dedikte, hakikatte sıhhatim gibi, tamamiyetim gibi, normal halim gibi seviyorum demektir. Yoksa muhayyel bir ruhum gibi değil. Bu uzaklara gider, ne olacağız ölümden sonra? suali hemen gelir. Farkında olmayız ki, Saniyiazam, Enulusanatkar olan Allah bütün alemleri bir alemde teksif etmiştir, katmerlemiştir. Doğduğumuz günden son nefesimize kadar sırat geçiyoruz. Kıldan ince, kılıçtan keskin değil mi hayat? Bir tek insan yoktur hayatın bu yakıcılığını ve kesiciliğini hissetmiş olmasın, canı dünyadan yanmış olmasın. Kıyamet günü bugün değil midir? Herkes kıyamda, herkes ben demekte. Kimsenin kimseye tahammülü yok. Herkes başa geçmek arzusunda, hakimiyet peşinde, galibiyet sevdasında. Ne senin, ne benim olan bu dünyadasın.

Merhum Serezli Sabri efendinin, benim ilk rehberimin sözüdür: Ne senindir, ne benimdir, bu kavga neden?  Fakir, bitkin, hüzali de, yuzesi de gidecek. Kavi de gidiyor, zayıf da gidiyor. Kadir de gidiyor, aciz de gidiyor. Zira alemlerin seyri bunu icab ettirecek mahiyetKendinde içkin özelliktedir. Alemler safi ateşten ibarettir. Boş sandığımız fezasıyla beraber, güneşiyle, arzıyla. Sapasağlam arzdayız sanırız, halbuki kamufle ateşler içindeyiz. Bedeni insani en yakın vesikamız. 36, 36.5, 37 dereceyi hararet ile yaşıyoruz. Biraz düşse, bir iki derece yükselse tehlikeye giriyoruz, hatSınır,sonta hayat denen nesneyi kaybediyoruz.

Ceza ve mükafat ne olacak dersek, görürüz ki ektiğimizi muhakkak biçiyoruz. Ettiğimiz yanımıza kalıyor mu? Atalar sözüdür, Ettiğin yanına kalmaz derler asırlardan beri. Hesap, muhasebe, arafat, şeytan taşlama, bütün haccın merasimini, buradan, farkına varmayarak tevaliye ettiriyoruz. Görüyoruz tevali ettiğini, birbirini takip ettiğini, ama yine Emri Muhammedidir, Emri İlahidir. Dinimizin beş esas şartından biridir. Salat, siyam, hac, zekat, bir de kelime-i şehadet var değil mi?

SalikMakamları ilmiyle değil, haliyle geçen kimse. İlim onun aynıdır. hakikaten mecburlardan ise, dünyada ve bedende kendine yabancıdır.Derler ki, Biz buraya imtihan için gönderildik, asıl nasibimizi ahirette alaYukarı, Üstcağız. Umuma mahsusHem akılda hem de zahirde,dış alemde sureti olan şeytelakkidir, dokunmaya gelmez. Yalnız unutmamak gerek ki, ahiret demek başkalık ve sonralık demektir. Burada işlediğimizi yine burada bulmak, burada biçmektir esas olan. Hangi Rençber tarlasına ektiği tohumun mahsülünü ektiği tarla yerine , başkası kendine bir tarla hediye etsin de orada biçsin diye bekler.

Alemi seyrinden dışarı çıkaramayız. EzelZamanın başlangıcıde takdirmanada belireni ölçü yaratıp ona göre varlığa getirme ve tayin edilmiş bir seyri değiştirmek demektir bu. Kim kaderini değiştirdi bugüne kadar? Bütün bunlar gösterir ki, alemin hayatı haraplıklarla seyretmektedir. Açılan güller, goncalar dikenli sapın üstünde yetişmekte. Gül de var, diken de var. Akıllı kimse, uyanık kimse, ezelZamanın başlangıcıi istidat ile doğan kimse burada sebat ile çalışırsa, bütün alemleri burada seyreder, bütün alemleri muayene buyurur, müşahade buyurur ve bir sürprizli neticeye vasıl olur. Netice sürprizdir. Cenabı Uluhiyyetin sürprizli mahiyetKendinde içkin özelliki meydana çıkar. Bugünkü itikatta olanları mazur görürüz, ama, ayrıca böyle bir paha biçilmez hazineyi de ele geçirmiş oluruz. Bu itibarla deriz ki, din-i mübin-i İsIam’da bütün diğer dinlerin hakikatleri, sırları muhtasar veya mufassal tamamen mevcuttur. Esrarı dahi meknundur. Ayetlere, surelere sığdırılmıştır. Kimseyi bulandırmayacak, şaşırtmayacak şekilde üslub-u ilahi ile malamaldir. Baştan sona kadar ilahi rayiha kokar. Emsalini kimse yazamadı, söyleyemedi ve kimseye de inzal olunmadı. Çünkü HatSınır,sonemül Enbiya idi peygamber ve dini islam da son din idi.

Bu yazı için Meydan açınız

Meydan açmak için Giriş yapınız.